Uğultulu Tepeler: Sevginin Sert Coğrafyası

Sevgi çoğu zaman sakin bir duygu gibi anlatılır.

Uğultulu Tepeler: Sevginin Sert Coğrafyası

Uğultulu Tepeler: Sevginin Sert Coğrafyası

Sevgi çoğu zaman sakin bir duygu gibi anlatılır. Uyum, şefkat ve yakınlıkla ilişkilendirilir. Oysa edebiyat, sevginin her zaman bu kadar düzenli ve güvenli olmadığını bize çok erken hatırlatır. Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler’i, sevgiye dair en sarsıcı metinlerden biridir; çünkü burada sevgi, huzur veren bir bağ değil, insanın içini yerinden oynatan bir güç olarak karşımıza çıkar.

Heathcliff ve Catherine’in ilişkisi, klasik anlamda bir aşk hikâyesi değildir. Bu iki karakter birbirlerini sevdiklerinden çok, birbirlerine aittirler. Sevgi, romanda bir seçimden ziyade kaçınılmaz bir bağ gibidir. Karakterler bu bağdan kurtulamaz; ama onun içinde de mutlu olamazlar. Uğultulu Tepeler’in sert doğası, bu ilişkinin ruh hâlini yansıtır: rüzgâr, yalnızlık ve keskin duygular.

Emily Brontë, sevginin yıkıcı yanını yumuşatmaya çalışmaz. Okuru rahatlatmak gibi bir niyeti yoktur. Aksine, sevginin insanı nasıl sertleştirebileceğini, nasıl saplantıya dönüşebileceğini gösterir. Bu yüzden roman, romantik olmaktan çok dürüsttür. Sevginin her zaman iyileştirici olmadığını, bazen insanı kendi içine kapattığını açıkça söyler.

Belki de Uğultulu Tepeler’i bugün hâlâ güçlü kılan şey budur. Sevgi burada bir ideal değil, bir deneyimdir. Karakterler sevmeyi beceremez; ama sevmekten de vazgeçemezler. Roman, okura şu soruyu bırakır: Bir duygu ne zaman sevgi olmaktan çıkar ve insanın kaderine dönüşür?

Şubat ayında romanın yeni sinema uyarlamasının gündeme gelmesi, bu metni yeniden düşünmek için bir fırsat sunuyor. Sevgililer Günü’nü yalnızca kutlanan bir duygu üzerinden değil, edebiyatın açtığı bu zor ve karanlık pencereden de okumak mümkün. Çünkü Uğultulu Tepeler, sevginin her zaman yumuşak olmadığını; ama insanı en derinden tanımlayan duygulardan biri olduğunu hatırlatır.

Belki de Sevgililer Günü, sevgiye yalnızca kutlanacak bir duygu olarak değil, edebiyatın bize sunduğu bu zor ama sahici hâliyle bakmak için bir durak olabilir.

NAZPERİ YILMAZ

Wuthering Heights: The Harsh Geography of Love

Love is often described as a calm emotion, associated with harmony, tenderness, and closeness. Yet literature reminds us, from a very early point, that love is not always so orderly or safe. Emily Brontë’s Wuthering Heights is one of the most unsettling literary works about love, because here love appears not as a comforting bond, but as a force powerful enough to unsettle the human soul.

The relationship between Heathcliff and Catherine is not a love story in the conventional sense. These two characters do not simply love each other; they belong to each other. In the novel, love is less a choice than an inescapable bond. The characters cannot free themselves from it, yet they cannot find happiness within it either. The harsh landscape of Wuthering Heights mirrors the emotional nature of this relationship: wind, isolation, and sharp, unyielding feelings.

Emily Brontë does not attempt to soften the destructive side of love. She has no intention of comforting the reader. On the contrary, she shows how love can harden a person, how it can turn into obsession. For this reason, the novel is less romantic than it is honest. It openly suggests that love is not always healing and that it can sometimes push a person inward, into solitude.

Perhaps this is what still gives Wuthering Heights its enduring power today. Love here is not an ideal but an experience. The characters fail at loving well, yet they are unable to give up loving altogether. The novel leaves the reader with a lingering question: At what point does a feeling cease to be love and become a person’s fate?

The renewed attention surrounding the novel’s upcoming film adaptation this February offers an opportunity to reconsider this text. Valentine’s Day can be approached not only as a celebration of love, but also through this difficult and shadowed window that literature opens for us. For Wuthering Heights reminds us that love is not always gentle, yet it remains one of the emotions that defines us most deeply.

Perhaps Valentine’s Day can be a pause to view love not only as a feeling to be celebrated, but as this demanding and authentic experience that literature presents to us.

NAZPERİ YILMAZ

Etkinliklerimizden Haberdar Omlak için

Bültenimize Abone Olun!

What to listen next...

Büyük Taarruz öncesi bir askeri görev ile bilinmeyen bir uzaylı tehdidini işleyen tarihi bilim kurgu filmi "Tehlikeli Bölge", dram ve aksiyon meraklılarının ilgisini çekmeye aday olacak. Kurtuluş Savaşı döneminde askerlerin yaşadığı zorlukları ve karşılaştıkları yenilikçi düşmanı odağına alan film, Büyük Taarruz'a 3 gün kala Başkumandan Mustafa Kemal'in verdiği gizli bir görev için yola …

İstanbul Kitapçısı Kadıköy şubesi, edebiyat ve sanat tutkunları için özel bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor. Ünlü fotoğrafçı Marcel Heijnen, yeni kitabı “City Cats of Istanbul” ile 21 Eylül Pazar günü saat 15.00’te okurlarıyla bir araya gelecek. İstanbul’un dört bir yanına yayılan 26 sabit şubesi ve 2 mobil aracıyla şehrin kültür hayatına renk katan İstanbul Kitapçısı, …

Usta fırçaların İstanbul'u tuvallerine yansıttığı "5 Ressam 1 Şehir: Canım İstanbul Sergisi", Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenle sanatseverlerle buluştu. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda açılışı gerçekleştirilen sergiye sanat ve siyaset dünyasından çok sayıda davetli katıldı. Açılışta yaptığı konuşmada İstanbul'un tarihi, kültürel ve sanatsal zenginliklerine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda …

Comments

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir